kaçacak hiçbir yer kalmamıştı
o masaya oturmak zorundaydım
önüme bir tabak asbest koydular
bunu ye dediler
sana demiştim
yapamam demiştim
ben buralarda kaybolurum
yol yordam bilmem demiştim
yaparsın demiştin
sen yaparsın
hadi lütfen git şimdi demiştin
geliyorlardı, duyuyorduk
ve gittin
kazdığın o küçük tünele girdin
ve girdiğin gibi kapı kapandı
kayboldu
ben sana yalan söyledim
kaçmadım
beni aldılar
masaya otturtular
şimdi o geldi
beni o masaya o otturtu
o tabağı önüme o koydu
bunu ye dedi
kafamı yukarı uzatacağım şimdi
ağzımı sonuna kadar açacağım
kollarımı iki yana salacağım
o bir avuç asbesti alacak
ve boğazımdan aşağıya tıkayacak
bacaklarım kısalacak
ayaklarım sallanacak
nefes alamayacağım
küçülüp ufacık olacağım
ve sonra
ben
kaybolacağım